Movies

Issız Adam – Çağan Irmak 2008

Herkesin beğendiği şeyleri beğenmez ve bu durumu açıkça, uygun mantıksal sebepleri de sağlayarak desteklerseniz bu sizi yimede yanında yat kıvamında artiz gibi yapar. “ayyyyyy ısssıııızzz adamı islediimmmm çokk süppperdddiii ne açççıklıydııı” biçiminde gelişen kültürel sohbet ortamlarında bir anda dikkat çekici bir figür haline gelirsiniz arkadaşım.… Continue Reading

Black Snake Moan (Kara Yılan Inliyor) – Craig Brewer 2006 (8/10)

Gaspar Noe mi, Sam Peckinpah mı, yoksa Stanley Kubrick mi daha misojinisttir diye tartışaduralım, vizyonda öyle bir film var ki bu üçlüden birinin yorumunu taşısa bu tartışmayı sonsuza dek bitirirdi. Kara Yılan İnliyor (Black Snake Moan), afişine, reklamlarına, fragmanına, öyküsünün ana hatlarına baktığınızda “kadın düşmanlığı” etrafında buram buram yabancılık kokan bir filmmiş izlenimi veriyor.… Continue Reading

Angels and Demons (Melekler ve Şeytanlar) – Ron Howard 2009

Açıkçası bu yazıyı iki sebepten dolayı yazıyorum:
1. İşten yeni çıktım ve eve yeni geldim, ki bu durum belki bu filmi aylarca önce izlemiş olduğum tarihle içinde bulunduğumuz tarih arasındaki “deltayı” açıklar
2. Bu durumdan dolayı canım sıkılmaktadır, başka konulara konsantre olma ihtiyacı söz konusudur

Pek çok sebepten dolayı da bu filme yorum yazması uygun olmayacak kişilerden biriyim:
1.… Continue Reading

The Children Of Men (Son Umut) – Alfonso Cuaron 2006 (9/10)

Bir kere öncelikle bu filmin gerçek türünün bilim kurgu olmadığını belirtmekte fayda var. Bilim kurgu alt okumaları olan ve felsefi bir derinlik çevresinde geliştirilerek teslim edilen bir türdür. Bu film, yokoluş ya da başka bir deyişle Apokaliptik gözlem biçimini sunuyor. Dünyanın ve medeniyetin sonunu ele alan yapımlar her ne kadar örneğin postacı (postman) gibi bazı örnekleri bilim kurgu kabul edilen romanlara dayansa da, mesajın çarpıcı dehşeti nedeniyle daha çok “GÖZLEM” faktörü üzerine kurulurlar.… Continue Reading

First Born (“Lohusalık Gerilimi” ya da “Balerinden Karı Olmaz) – Isaac Webb 2007 (5/10)

Yepyeni bir film olan First Born, sinemalarımıza geldiği taktirde binlerce seyirciyi üzme potansiyeline sahip muazzam bir hayal kırıklığı. Film inanılmayacak bir biçimde sinema ile ilgili herkese, müthiş bir sinema dersi sunuyor. Ders şu: “Bir film hatasız bir biçimde yazılıp yönetildiğinde bile nasıl vasat-kötü-öldüresiye sıkıcı olabilir”.
Continue Reading

Mystery Train – Jim Jarmusch 1989 (7/10)


Jim jarmusch nüfus kağıdında uyruk olarak ABD yazan yönetmenler içinde her halde en az ABD’li olanıdır. Eğer onu bilmiyorsan, Johny Depp’li Dead Man ile başlamanı öneririm. Mystery Train Jarmusch’un ilk filmlerinden sayılır. Eğer Elvis filmleri diye de bir klasman olsa (Elvis’n oynadığı değil – Elvis motifli filmler) Bubba-Ho Tep, Six String Samurai, Wild At Heart gibi filmlerle birlikte baş köşeye kurulur.… Continue Reading

Broken Flowers – Jim Jarmusch 2005 (9/10)

İşte ailenizin nefret edeceği filmlerden ilki. Geçen yıl Cannes’da Jarmusch’a juri büyük ödülünü kazandırmıştı. Artık orta yaşlarını da geride bırakmış, Lost In Translation’dan çıkıp gelmiş gibi görünen hali vakti yerinde kahramanımız Bill Murray, geçmişindeki kadınlarla yüzleşmek zorunda kalacağı ve yaşamını sorgulayacağı bir yolculuğa çıkar.… Continue Reading

Ett Hal i mitt hjarta (Yuregimde Bir Delik) – Lukas Moodysson 2004 (10/10)


“Sinema tutkunu olmadığını belirten Moodysson sık sık “Aslında avukat da olabilirdim” diye hayıflanıyor. İnsanlık için daha faydalı, daha olumlu işler için hala geç sayılmaz Lukas” diyor Kerem Sanatel, DVD dergisinde Yüreğimde Bir Delik’e 1 (beş üzerinden) verdiği eleştirisinde. Elbette ki günümüzün insan gücü (eleştirmen) patlamasında ve buna karşılık yetenek daralımında her çeşit insanın belli kimliklerle karşımıza çıkması maalesef kaçınılmaz bir gerçek ve hatta bir yan etki.… Continue Reading