Açıkçası bir çizgi roman takipçisi değilim. Burada değineceğim 2010 tarihli bu iki filmin çizgi roman uyarlamaları olduğunu da sonradan öğrendim. Benzer karakterdeki bu iki film aynı yıl içinde karşıma çıkınca, şimdiye değin sinemada izlediğim süper kahramanları gözümün önündeki film şeridinden bir zahmet bir daha geçtiler:

(kronolojik sırada)
1. Süpermen: Süper güçlere sahip bir yabancı, başka bir gezegenden gelmiş, yabancı gezegen vatandaşı… Ama süper…
2. Batman: Zengin bir züppe, iyi niyetleri ve güzel olanakları sayesinde part time züpper kahraman
3. Örümcek Adam: Orta halli, sen ben gibi bir SSK lı çalışan. Maaşa talim, tesadüfen süper kahraman olmuş ama yine de kayda değer süper gücü var… Alçakgönüllü…

4. Kick Ass / Scott Pilgrim: Hiçbir süper güçleri olmayan süper kahramanlar. Tek özellikleri yeni yetme olmaları.

Amiyane süreç tanım dökümanlarında “kahramanlık ayağa düştü” olarak nitelendirilebilecek bu dönüşümü ben kahramanlığın bireyselleşmesi olarak tanımlayacağım. Süper kahraman dediğimiz kişi, geçen yıllar süresince ulaşılmaz-uzak-idealize edilen bir varlık olmaktan çıkıp, giderek ortalama bireyin özdeşleşebileceği bir düzeye inmiş. Sınıfsal katı ayrımların görünürde şeffaflaşması, iletişim araçlarının her an herkese ulaşması, bilgiyi tüketenin birden bilgiyi veren konumuna da gelmesi, popülerliğin değişen iletişim biçimleriyle, internetle birlikte yeniden tanımlanması, sosyal medya gerçeği ve hiçbir özellikleri olmadığı halde sosyal medyada yıldızlaşan alelade kullanıcılar, kitapları bile basılan Puccalar ve diğerleri…

Bu dönüşüm Süper Kahramanlık kurumunda da yansıma bulmuş gibi görünüyor. Hiçbir süper gücü olmadığı halde süper kahraman olmaya karar veren KICK ASS, buna güzel bir örnek. Kendisine KICK ASS adını takan sıradan bir lise öğrencisi, ebay’den siparişini verdiği dalgıç kıyafetini üzerine geçirip, kötülere haddini bildirmek üzere sokaklara akıyor. Müdahil olduğu bir olayın görüntüleri Youtube’a yüklendiğinde bir anda popüler oluyor ve işte: o bir süper kahraman! Hatta filmin kötü süper kahramanı da benzer bir dönüşümden geçerek Kick Ass’ın karşısına çıkıyor.

Scott Pilgrim vs The World ise işe daha fantastik bir anlatıyla yaklaşıyor. Scott Pilgrim adlı genç arkadaşımız, yeni çıkmaya başladığı kızın 7 eski sevgilisi ile ölümüne mücadele etmek zorunda kalıyor. Fantastik, bilgisayar oyunu fonunda, uçmalı, ışık saçmalı, ateş atmalı, duvarların içinden geçmeli bir formatta aktarılan bu dövüş sahneleri sayesinde buyurun size bir başka süper kahraman filmi.

Anlayacağınız o ki, sosyolojik değişimler fantastik anlatıyı da etkilemiş. Filmleri detaylı anlatmayacağım, sadece şunu söyleyeyim: her ikisi de oldukça iyi filmler. “Scott Pilgrim…” Shaun of The Dead yönetmeni Edgar Wright’ın son filmi ve yönetmenin Hot Fuzz’da da devam ettirdiği biçimini yaratıcı ve göz alıcı biçimde (kimi zaman fazla göz alıyor ve izleyiciyi yoruyor) yenilediği bir film. Kick Ass ise bence daha bile iyi bir film. Hatta iddia ediyorum: Nicholas Cage’in şimdiye kadar oynadığı en iyi film 🙂

Gayet de popüler tınıdaki bu iki iyi filmi Türkiye’de sinemalara dağıtmayı düşünmeyen firmalar hangi filmleri dağıtacaklar, merak ediyorum.

Gokhan Toka
Digital Marketing Professional at Gokhan Toka
Digital marketing professional, data analytics junkie, snowboarding addict, in love with mountains, crazy about horror cinema and particularly 80s horror, die hard traveler, freelancer, dad

...and #beer
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube