Yepyeni bir film olan First Born, sinemalarımıza geldiği taktirde binlerce seyirciyi üzme potansiyeline sahip muazzam bir hayal kırıklığı. Film inanılmayacak bir biçimde sinema ile ilgili herkese, müthiş bir sinema dersi sunuyor. Ders şu: “Bir film hatasız bir biçimde yazılıp yönetildiğinde bile nasıl vasat-kötü-öldüresiye sıkıcı olabilir”.

80’lerin ve kısmen 90’ların her daim plasede kalmış gizli sinema kraliçesi Elisabeth Shue özlenen endamını bu son filmiyle nihayet arz etmiş. Kendisi bu filmde bir balerin iken hamile kalan, sonrasında da evinin kadını olan ve en nihayetinde de lohusalık gerilimi içerisindeki bir taze anneyi canlandırıyor. Gerek filmin afişine baktığınızda, (afişin üzerinde satanik ibareler, canavarsı bir bebek suratı, ve “stay away from baby”- bebeden uzak dur yazısı yer alıyor : NE ALAKA??) gerekse de parça parça, dakika dakika izlediğinizde, filme hükmeden gerilimle ilgili kendinizi bir karar verememe durumu içerisinde buluyorsunuz. Gerçekten de, senaryo öyle bir yazılmış, izleyiciye o denli az bilgi aktarılmış ve aktarılan bilgi de öylesine çarpıtılmış ki, ortamdaki gerilimin neden kaynaklandığını anlayabilmek pek mümkün değil. Bu çocuk şeytanın çocuğu olabilir, bu bir ihtimal, bu evde bir hayalet olabilir bu da başka bir ihtimal, koca bir psikopat olabilir, bu bir kült ve şeytani ritüellerle ilgili olabilir, büyücülük söz konusu olabilir, bir başkası psikopat katil olabilir, hatta Elisabeth Shue’nun yeni doğmuş bebesiyle birlikte bir başına yaşadıkları söz konusu evde bir yaratık bile dolanıyor olabilir. Bütün bu olasılıkları film boyunca düşünür, yavaşça (gerçekten çok yavaşça) tüketirken ve hepsi teker teker fos çıkarken, sonunda geriye tek bir gerçek kalıyor: Bu bir lohusalık gerilimidir.
Lohusanın gerilim, pimpirik, korku, sebepsiz öfke ve nefret, ölüm korkusu vs dolu dünyası konuyla ilgili herkese (ne! kime!) balyoz gibi aktarılıyor. Bu filmi izleyen genç bayanlar çocuk sahibi olmadan önce on kere daha düşünecekler. Filmin özellikle orta yaş üstü, ve daha çok da çocuk sahibi olmuş bayanlar tarafından sevileceğini tahmin ediyorum, ama geri kalanlar için nasıl bir eziyet olduğunu anlatmaya kelimeler pek yetmiyor. Erkekler için ise filmin en önemli çıkarımı lohusalığın öküzboğan dünyasına bir giriş sağlaması ve balerin kısmından neden eş olmayacağı noktasındaki yerinde tahlil ve saptamalardır. Lohusa bünyesinde hali hazırda zaten bol miktarda bulunan öz-gerilim, pimpirik, nedensizlik vs gibi karakteristikler balerin kişisinde de hat safhada bulunduğundan ortaya mandabayıltan bir bunalım ve daralım etkisi çıkıyor.

Yönetmen ve aynı zamanda senarist olan Webb, gerçekten filmini çok iyi yazmış ve yönetmiş. En azından oldukça farklı yönlere hareket kapasitesine sahip, sürekli devam eden bir gerilim tınısını tutturmayı başarmış. Ama yine de film insanın içini bayıltıyor, çünkü pratik olarak aslında bahsettiği şey, yarattığı hareket kapasitesi ile karşılaştırıldığında çok silik bir şey. Neredeyse insanda hiçbirşey hakkında birbuçuk saatlik bir film seyrettiği hissi uyanıyor. Aklı başında olan tüm erkeklerin bu filmden uzak durmalarını tavsiye ederim. Filmin sadece orta yaş üstü kadınlara göre olduğunu ve özellikle ev kadınları tarafından sevilme olasılığı olabileceğini düşünüyorum. Bu filmi sevenler Oteldeki Sır filmini de deneyebilirler. (GRM)
Gokhan Toka
Digital Marketing Professional at Gokhan Toka
Digital marketing professional, data analytics junkie, snowboarding addict, in love with mountains, crazy about horror cinema and particularly 80s horror, die hard traveler, freelancer, dad

...and #beer
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube