Bu film, bilginin lanet olduğunu kanıtlar nitelikte. Birçok sinema blogunun aksine (ve diğer bilimum kültürel blogun), filmseyretmefabrikası blogu sinemayı informatik düzeyinde takip etmez. Yani kültür blogu değildir aslında…. Hangi yönetmen bu sene hangi filmi çekiyor/çekmiş, hangi festivallerde hangi filmler ödül almış vs gibi konular takibimizde değildir. Biz yalnızca filmleri izler, keyif alır veya almaz, ancak yorumumuzu son tahlilde, doğrudan sonuç/ürün/film üzerinde yaparız. O yüzdendir ki, biz fabrikayız…

Oldboy’un yönetmeni Chan Wook Park’ın şu filmi çektiğinden haberdar olmadık mesela. Konusunu da önceden bilmedik. Hiçbir fikrimiz yoktu bu filmle ilgili olarak. İşyerinde sıkıldığımız bir gün sevdiğimiz bir arkadaşımız git film izle dedi, gittik sinemaya, baktık ne varmış diye, annaaaaa chan wook park’ın filmi var gidelim dedik, girdik. Görüldüğü üzere filmle ilgili sansasyonel herhangibir informatike sahip değiliz, alabildiğine temiz kalpliyiz. Bununla birlikte Chan Wook Park kimdir, necidir, filmleri tarzı nasıldır alabildiğine bilmekte ve hazzetmekteyiz. Ancak hiçbir haltla olmadığı üzere, kendisiyle de iletişimimiz hayranlık kontenjanından değildir görüldüğü üzre. Biz yalnızca güzeli sever, sonuca bakar, babamızın oğlu olsa dandirik iş yapan, eve almayız.

Filmin vampir filmi olduğunu idrak edişimizin aldığı süre takdire şayan. Aynı zamanda bir aşk filmi olduğunu anladığımız sürenin de ondan aşağı kalır yanı yok. Buna işte, filmi-öyküyü yaşamak denir. Biz tüm bu temaları, gazeteden-internetten okuyarak değil, söz konusu filmi izlerken öğrendik.

Belki de herşeyin küçüğünün güzel olmasının sebebi, küçüğün tabula rasalığı olmasın!

Her neyse, bu filmi izleyin. Daha önceden izleyebilmiş olsaydık, kesinlikle 2000lerin ilk 100 korku filmi listemize girecekti.

Chan Wook Park’ın en sevdiğimiz huyu, fantastik anlatıları insancıl detaylar üzerine oturtabilmesidir bizce. Örnek olarak I’m a Cyborg but Thats OK, veya Oldboy gösterilebilir. Zira bu filmde de alabildiğine fantastik bir konu olan vampir konusunu yine son derece insancıl bir anlatı ve gerçekçi karakterler aracılığı ile aktardığını görüyoruz. Sanki zigonlu, çekyatlı, türk halılı ev ambiyansımızda bir vampir filmi çekilmiş gibi, o derece. Kendisinin ikinci sevdiğimiz huyu da, insani sınırlandırmaları olabildiğine fantastik ve çarpıcı bir vurguda verebilme gücüdür. Bir önceki nedenimizin tam bir izdüşümü oldu… Bu ikinci huyu açar isek: Örneğin Oldboy’da, Dae-su Oh’un 15 yıl boyunca hapsedildiği yeri basıp ordaki 20 kişiyi dövdüğü sahneye, bu bir Chuck Norris veya Steven Seagal filmi olsa klişe deriz. Ama bu sahne (ki bana göre gelmiş geçmiş en iyi dövüş sahnesidir) kahramanın insani sınırlarını her anında hissettiğiniz bir sahnedir. Buna benzer bir algıyı, Bakjwi (Thirst)’teki sevişme sahnelerinde elde edebilmek mümkün.

Gokhan Toka
Digital Marketing Professional at Gokhan Toka
Digital marketing professional, data analytics junkie, snowboarding addict, in love with mountains, crazy about horror cinema and particularly 80s horror, die hard traveler, freelancer, dad

...and #beer
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube